Bu haftaki film ve kitap önerim 30 Kasım 2025
Bu hafta web sitemde, çocukların ve içindeki çocuğu hâlâ diri tutan yetişkinlerin seveceğini düşündüğüm bir kitabı öneriyorum: Yeşim Türköz’ün Büyü Dükkanı.

Kitap ne anlatıyor ?
Büyü Dükkanı, gündelik hayatın içinden çıkan küçük bir “olağanüstülük” üzerinden; merak, seçimler, sonuçlar ve duygularla baş etme gibi temaları yumuşak bir dille ele alan, hayal gücünü canlı tutan bir anlatıya sahip. Hikâye, okuru sihirli bir atmosferle içine çekiyor ama asıl gücü, o “sihir” üzerinden hayatın çok tanıdık meselelerine dokunmasında.
Neden okunmalı?
- Duyguları adlandırmayı kolaylaştırır: Bazı kitaplar duyguları “ders gibi” anlatır; bu kitap daha çok “hissettirerek” yaklaştırır. Çocukların duygularını fark etmesi ve konuşması için iyi bir köprü olabilir.
- Seçim ve sorumluluk fikrini zarifçe işler: “İstediğim her şey iyi hissettirir mi?” sorusunu düşündürür. Bu, özellikle çocuklarla değerler ve sınırlar üzerine konuşmak için güzel bir fırsattır.
- Hayal gücünü besler: Ekranların düzleştirdiği dikkati yeniden derinleştiren, okuma motivasyonunu artıran bir akış sunar.
- Sohbet başlatan bir kitaptır: Ebeveyn-çocuk ya da öğretmen-öğrenci arasında rahatça konuşulabilecek temalar içerir. “Sence buradaki büyü neydi?” gibi sorularla çok verimli sohbetler çıkar.
Kimler için özellikle uygun?
- İlkgençlik dönemindeki çocuklar ve birlikte okumayı seven aileler,
- Okuma alışkanlığını sıcak bir hikâyeyle güçlendirmek isteyenler,
- “Hikâye üzerinden konuşarak” duygulara yaklaşmayı daha kolay bulan herkes.
Kısacası: Büyü Dükkanı, kolay okunan ama geride düşünce bırakan kitaplardan. Bu hafta, kitaplığınıza küçük ama etkisi büyük bir hikâye eklemek isterseniz, ben bu kitabı öneriyorum.

Bu Hafta Film Önerim: Ahlat Ağacı
(Nuri Bilge Ceylan)
Bazı filmler “izlenir” ve biter. Ahlat Ağacı ise bitmez. Eve gelir, koltuğa oturur, iki gün boyunca aklınızın arka odalarında dolaşır. Bu yüzden bu hafta size klasik bir “film öneriyorum” metni yazmayacağım; daha çok bir izleme deneyimi önereceğim.
Neden bu filmi öneriyorum?
Çünkü bu film, büyük laflar etmeden şunları dürtüyor:
- Kendilik değeri: “Ben kimim, neye değer veriyorum, değerimi nereden alıyorum?”
- Görülme ihtiyacı: “Beni gerçekten anlayan var mı, yoksa ben mi sürekli anlaşılmak istiyorum?”
- Aile gölgesi: “Ailem bende neyi bıraktı ve ben o mirasla ne yapıyorum?”
- Utanç, öfke ve mesafe: İnsan bazen en çok sevdiklerine en sert yerinden çarpıyor. Film bunu süslemiyor.
- Hayal kırıklığıyla baş etme: “Olmadı” dediğimiz hayatla nasıl yaşamayı öğreniyoruz?
Kısacası, Ahlat Ağacı bir hikâyeden çok bir psikolojik ayna. Üstelik cilasız. O yüzden gerçek.
Bu filmi nasıl izlemeli?
Bu film hızlı tüketim işi değil. “Bir şey açayım da izleyeyim” modunda açarsanız, film sizi değil siz filmi tüketmeye çalışırsınız. Bu da filmin ruhuna aykırı.
Benim önerim:
- Tek oturuşta izleyin (mümkünse bölmeyin).
- Telefonu uzaklaştırın. Bu film dikkat ister. (Evet, biliyorum, zor.)
- İzlerken “konuyu” değil, karakterlerin duygusunu takip edin:
- Ne zaman savunmaya geçiyorlar?
- Ne zaman kırılıyorlar?
- Ne zaman “ben haklıyım”a sığınıyorlar?
- Film bittiğinde hemen yorumlamayın. 10 dakika sessizlik iyi gelir.
İzledikten sonra kendinize sorabileceğiniz sorular
Bu soruların doğru cevabı yok. Zaten mesele cevap değil; mesele yüzleşebileceğiniz kadar yaklaşmak.
1) Kendime dair
- “Ben en çok ne zaman anlaşılmadığımı hissediyorum?”
- “Kendimi değerli hissetmek için hangi sahneye ihtiyaç duyuyorum?” (başarı, takdir, onay, hayranlık, güç?)
- “Bende tekrar eden bir cümle var mı: ‘Ben aslında…’ diye başlayan?”
- “Hayatımda ‘haklı çıkmak’ ile ‘yakın kalmak’ arasında kaldığım yerler nereler?”
- “Öfkemin altında hangi duygu daha çok var: utanç mı, kırgınlık mı, korku mu?”
2) Aileme dair
- “Ailemden bana geçen en güçlü miras ne: güç mü, kaygı mı, susmak mı, öfke mi, gurur mu?”
- “Kendimi en çok hangi konuda ‘onlara benzememek’ üzerinden tanımlıyorum?”
- “Bir ebeveyn figürüyle ilişkide, içimde hâlâ kapanmamış hangi sahne var?”
- “Ben ailemden kimi yargılarken, aslında kimi kurtarmaya çalışıyorum?”
3) Ötekine dair (yakın ilişkiler)
- “Birini gerçekten dinliyor muyum, yoksa sıranın bana gelmesini mi bekliyorum?”
- “Yakınlık artınca ben ne yaparım: yaklaşır mıyım, uzaklaşır mıyım, eleştirir miyim, küçümser miyim?”
- “Ben ilişkilerde en çok hangi rolü oynarım: kurtarıcı, haklı, güçlü, mağdur, yargıç, görünmez?”
- “Beni en çok tetikleyen kişi tipinin bende taşıdığı benzerlik ne?”
Filmin gizli hediyesi: “Aynı olmaktan korkmak”
Ahlat Ağacı’nın en güçlü taraflarından biri şu:
İnsan bazen birine kızdığı şeyi, fark etmeden kendi içinde taşır. Ve en can acıtan yer burasıdır. Bu film size, “ben asla öyle olmam” dediğiniz yerleri nazikçe değil, dürüstçe hatırlatır.
İzleme sonrası küçük bir egzersiz (2 dakika)
Film sonrası şu cümleleri tamamlayın:
- “Filmde en çok … sahnesinde gerildim, çünkü …”
- “En çok … karakterine kızdım, çünkü …”
- “En çok … anda kendimi gördüm, çünkü …”
- “Bende kalan duygu … ve bunun bana söylediği şey …”
Bu kadar. Uzun analiz şart değil. Bazen doğru soru, en iyi terapötik başlangıçtır.
Not: Film bazı izleyicilerde yoğun duygu (öfke, hüzün, sıkışma) uyandırabilir. Bu da filmin “kötü” olduğu anlamına gelmez; bazen iyi bir film, sadece iyi anlatmaz, iyi yakalar.